Şenay'dan Mektuplar

14 Mayıs 2014 Çarşamba

Betül ( 3.mektup )


Sevgili Bay Z;

Merhaba. Yine, salı gününün gelmesini, saatin 22.30 olmasını iple çektim. İnanır mısın, vakit yaklaştıkça,  mezuniyet törenine hazırlanan liseli genç kız telaşı kaplıyor, içimi! Hemen iki fincan kahvemi hazırlıyorum, her zaman çantamda taşıdığım babamın, annemin, abimin fotoğraflarını çıkartıp masamın üstüne koyuyorum ve Bay Z'ye mektup töreninin başlaması için vaktin gelmesini bekliyorum.


Godot'ya soruyorum bazen bu salı akşamı sevinçlerimin nedenini, ama nafile! Zira o da yanıt arıyor fosforlu gözlerini üstüme dikerek... Bazen, salı akşamı başlayıp da sabaha kadar süren mektup mesailerimde, onu biraz ihmal ettiğimden olsa gerek, ben sandalyede otururken pıtır pıtır gelip ayaklarıma sürtünüyor.  İnanır mısın Bay Z, o kadar sevimli oluyor ki! Godot'nun o halini görmeni isterdim. İşte o an ister istemez mektubuma, bir "Godot arası" veriyorum; onu kucağıma alıp siyah beyaz alacalı tüylerini uzun uzun okşuyorum. Ve o an kendime hep şunu diyorum: "Benim hayattaki değişmez dostum Godot. Çünkü beni şimdiye kadar hayatta bir tek o kullanmadı." 

Siz söyleyin Bay Z, bir gün olur da bu mektupları okursanız, n'olur cevap verin: Haksız mıyım? Hatta şu çantamdan çıkarttığım fotoğraflardaki ailem, onlar bile kullandı beni biliyor musun? Anneme bakıyorum, babama karşı, hep bir koz oldum onun için... Ya abim? Komşunun düğününde çekildiğimiz şu fotoğrafta bile, 'benim dilimim' daha büyük diye tabağımdaki pastaya bakıyor, hep kıskandı beni, hep kullandı, çünkü ben lisedeyken etrafımda sarkmadığı bir tane kız arkadaşım kalmamıştı? Peki ya babam? Konu ona gelince, kafamda hep aynı soru var Bay Z. "Babamın gözünde belindeki silah kadar değerim var mıydı?"

Bence babam da kullandı beni Bay Z, benimle vicdanını rahatlattı! Ben de bu yüzden hep onun vicdan muhasebesindeki çıkmazı kullandım. Hayatında sadece bir saatini bile bana ayırmayan bir babanın karşısına her gün "oyuncak silah istiyorum," diye çıkmaktan başka bir şansım var mıydı! O "kız çocuklar, silahla oynamaz küçüğüm" dedikçe ben de kafamda yazdığım, senaryodaki üstüme düşen rolümü sürdürdüm. Hem de seve seve sürdürdüm! Çünkü bazı sabahlar salonun ortasındaki kahverengi masada beni bekleyen Barbie bebek kutuları, benim zafer kupalarım oldu. Ben o Barbie'lerle sadece oynamadım bayım, aynı zamanda onlarla gurur duydum. Çünkü o bebekler benim, babamla kurduğum yeni iletişim dilinin meyveleriydi....

Seni dinlemek istiyorum Bay Z; bana söyleyeceklerini duymak istiyorum. Çünkü içimde yanan alevin hıncını yalnız sen bilirsin, yazdıklarımı okuduktan sonra sözlerinle bana dokunmanı, güçlü kollarınla, soluğunla beni kuşatmanı istiyorum. Belki de beni zavallı, korumasız ve muhtaç bulacaksın; belki de bana acıyacaksın... Zaten başka da ne olabilir ki! Kullanıldığını söyleyen bir insan, bir kadın, başka ne hissedebilir ki? Tıpkı Betül gibi...

***

Yakın'ın bahçesinde, karşı masamda oturuyordu Betül. "Akşam n'apıyorsun?" diye sorduktan sonra, hoşuna gitmeyen bir cevap almış olacaktı ki önce "hımm" dedi düşünceli bir şekilde, karşısındaki, ya "işim biterse ben seni ararım, sen beni bekleme," ya da "aaa ben sana söylemeyi unuttum, başka bir yere sözüm var, kusura bakma" demiş olmalıydı ki sinirli bir şekilde, "Tamam, neyse, hadi görüşürüz" diyip kapattıktan sonra kırarcasına koydu telefonu önündeki masaya...

Beş yıldır Betül, artık çok yorgun düşmüş; "Belki evlenme teklif eder" diyor "Belki beni seviyordur" diyor hatta bazen daha da emin konuşmak istiyor "seviyor canım seviyor, vallahi seviyor" diyor.... Ve bunu söylediği anda rimelli kirpikleriyle, kadınsı çekiciliğini daha da arttırdğı gözleri büsbütün açılıyor. İster istemez ona soruyorum; "eğer seninle evlenecekse niye bu kadar bekletiyor" diye... "Ben beklemeye alışkınım, beklemekten başka şansı olmayanlar, elbet bu hastalığa bağışıklık kazanıyorlar" diyor ve devam ediyor. "İki yıl boyunca yurt dışındaydı, bekledim. Yurt dışından döndükten sonra 'şimdi kariyerimi düşünüyorum' dedi, bir o kadar da öyle bekledim" "etti dört sene" dedikten sonra "kalan bir senede nasıl bekledin?" diye sordum. "aslında kalan bir senede bekledim desem doğru olmaz" dedi, hüzünlü bir şekilde yere bakarak, iri, kemikli vücudunun üstündeki yine kemikli, uzun yüzünü, uzun saçlarıyla dengelemişti. "Beklemiyorsun da napıyorsun?" diye sordum. Bacak bacak üstüne attığı suit deri çizmeli ayaklarını düzeltip sallamayı bırakmış ve daha iddiasız bir oturma pozisyonuna geçmişti: "Aslında son bir yıldır onu beklemekten ziyade, ona ulaşmaya çalışıyorum" "Nasıl yani?" "Yani, kariyer yapacağım demişti, şimdi çalıştığı yerde müdür... Hep  ben onu arıyorum, arayacağım diyor, aramıyor.... Ama bazen de bakmışsın ki apansız arıyor... Buluşuyoruz, benimle mart kedisi gibi sevişiyor ve sonra, işini gördükten sonra sabahın köründe gidiyor"

"Peki sana böyle davrandığı halde onu neden bırakmıyorsun?" diye sordum. "Öncekiler gibi olmasından korkuyorum" dedi ve yolun karşısında gelen geçene damla sakız dağıtan Nihat amca'ya bakarak devam etti. "lisede, sarışın yakışıklı bir çocuk vardı, deli gibi aşıktım ona; ha bugün ha yarın birbirimize açılırız diye bekledim ve tam 'madem o konuşmayacak, ben konuşayım' derken, bir baktım ki sınıfın en güzel kızı olan en yakın arkadaşımla çıkmaya başlamış" "kullanmış yani seni" dedim gayri ihtiyari "Evet en yakın arkadaşıma yakınlaşabilmek için kullanmış beni... Tıpkı üniversitedeki asistan gibi" " Nasıl yani?" "Tarih hocasının asistanıyla sıkı fıkıydık; hoş çocuktu o da... Karizmatik ve zeki... Üç yıl boyunca bekledim onu da, dersin hocası bütün işlerini buna yığar, bu da bana yaptırırdı" "Peki üç yıl sonra ne oldu?" "Bir özel üniversiteye geçince, babası zengin bir öğrenciyle evlendi" uzun bir sessizlik oldu aramızda, Nihat amcanın getirdiği sakızları çiğnedik, Betül'ün kemikli yüzüne baktım uzun uzun... Her şey çok netti aslında, onun deyimiyle "öncekiler gibi olsun" istemiyordu, belki bu kariyerli çocuk, onu henüz kullanıp atmamış sayılırdı ya da o, bunun böyle olduğuna kendini henüz inandırmak istemiyordu.

***

Şenay'ın mektubu henüz bitmemişti, devam ediyordu ama, Pepi'nin doğum günü kutlamasına bir an önce yetişmek için çıkmalıydı Harun... Hem bitirse ne olacaktı ki? Bir sonrakini de çalabilmek için epey uğraşması gerekecekti; tam da bu yüzden mektup hemen bitmese çok iyi olacaktı!

***

Harun, Pepi'nin doğum günü için Kırmızıya giderken aynı saatlerde Reşat Çallı Ortaokulunda, Okan Hoca, bilgisayardan "Guernica" nın çıktısını yazıcıdan almaya çalışıyordu. "Artun baba, şuna bir el at daa... Alamadım bir türlü şu resmi!" Artun, resmi yazıcıya göndermeye çalışırken: "Baba bu yazıcıya ben de kıl kapıyom, pdf'leri yazdırmıyo zaten bu" dedikten sonra, Okan hoca, koltukta arkaya doğru gerilip pofladıktan sonra: "Zırıltı iş yaa!" dedi.  Öğretmenler odasının en ucundaki koltukta oturup, elindeki çayı karıştıran Arin hoca, Guernica'ya baktıktan sonra: "zor olmayacak mı, çocuklara bu resim" diye sordu: " Şimdilik çizgiler önemli değil, önemli olan renk kombinasyonu, siyah beyaz renkler ağırlıkta ya" diye cevap verdi Okan hoca, bilgisayar ekranına bakarak... Arin hoca ise ekranda duran Guernica'nın içindeki ölüme daldı, dik omuzlarının üstündeki bakışları, bilgisayar ekranının içinde kayboldukça, yavaş yavaş Guernica'nın içindeki çığlıklara, kulağında uğulduyan bir fren sesi ve ardından takla atan bir arabanın uğultusu sarmalanmıştı ki Artun'un sesiyle sıçradı: "Daldın yine Arin'im!" silkinen Arin, elindeki çayı önündeki masaya koyup ayağa kalktı aniden: "Hiç" dedi "yok bir şey" diyerek hızlı adımlarla öğretmenler odasından çıkıp gitti.

***

Aynı saatlerde Alsancak, Kırmızı barda birden ışıklar söndü ve mutfaktan elinde bir tepsinin içinde, üstünde mumlar yanan yaşgünü pastasıyla, Antik, Devran ve Harun, alkışlarla içeri girdiler ve Antik üzerinde "Keşke Doğmasaydın" yazan ışıklar içindeki çikolatalı pastayı Pepi'nin önünde duran masaya koydu. Yazıyı görünce Pepi'nin katıla katıla güldüğünü gören Antik: "Valla başgan, yazı Devran'ın fikriydi ben 'İyi ki doğdun lan!' yazdırmak istiyordum ama..." gülmeye devam eden Pepi "Çok duygulandım lan!" dedi. Kafenin ışıkları tekrar yanmıştı, Devran masaya yaklaşıp Pepinin yanındaki sandalyeye oturdu "madem duygulandın hadi şöyle kederli kederli gül o zaman" dedi. "Ulan Devran! Allah sana bir gün olsun iyi bir espiri yapmak nasip eylesin!" diyen Antik, Harun'a "Hediyeyi verelim di mi abi?" der gibi baktı. Tekrar mutfağa gidip Emine'nin sakladığı yerden getirdiği hediye paketini, Antik'e uzattı Harun. Büyük bir heyecan ve sevinçle kendisine uzatılan paketi açan Pepi, karşısında uzaktan kumandalı bir helikopter görünce "Çok güzel lan Sevincimden böğüre böğüre ağlamak istiyorum" dedi. "Hadi bu kadar duygusallık yeter" diyen Devran, "Gelin hepimiz, İlker'in arkasına toplanıp bir selfie çekilelim, sonra da ben size pastalı fantezimi anlatayım" dedi.

İlerleyen saatlerde, Pepi, aldığı hediye helikopteri kurcalarken, Antik'le Harun da şiir sohbetine dalmışlardı. "Abi çıkartacağımız dergide şu şiirimi basalım mı ha ne dersin?" diyerek cebinden katlanmış bir kağıt çıkardı.



- akıntıdan kalan-

çatlaktan akan suydu...
göl olmaya niyeti olmayan...
atasözlü de değildi..
damlalar peşinde koşarken...
...
'mecal' en eksik yanıydı...
sevmiyordu kelimeleri...
en az olan kıvamda...
kelimeler birikip taştı...
ve hayatı böyle başladı...
...
devamı olmayan bir cümlede...
hayata başladı...
iki satırda bitti herşey...
başladı ve bitti...
ve aynı akıntıya koştu peşi sıra...
akan suyun yankısı sustuğunda..
antik hasta
Kağıdı okuduktan sonra "güzel" dedi ve devam etti "iki satırda bitti her şey... yaşandı ve bitti....dizesine takıldım, bunu yazarken, aklında o mu vardı?" diye sordu. "Sayılır abi, o da vardı" dedi, hüzünlü uzun esmer yüzünü öne eğerek ve elindeki birasından bir yudum aldıktan sonra, arkadan gelen gülüşmelere tezat oluşturacak şekilde sakin bir ses tonuyla devam etti. "Neyse abi bana ondan bahsetme... Çok acımasızmış.... Oysa benden ayrılırken ve memleketine giderken bana ne söylemişti ama ya sonra... Sonrasını biliyorsun....kendimi ihanete uğramış gibi hissettim..." Şenay'ın mektubunda bahsettiği Betül'ün yaşadığı şeyler geldi aklına birden Harun'un ve sonra Antik devam etti birasından bir yudum daha alarak: "Ah be abi ilişkiler neden böyle? Mutlu olmak için başlıyorsun, hayata küserek bitiriyorsun" 
Antik ve Harun, Devran'ın sesiyle arkalarına dönüp baktılar. "Evet beyler size pastalı fantezimi anlatıyorum. Kocaman bir bitter pasta düşününün ve içinden birden her tarafı bitter çikolatayla kaplı çırılçıplak bir kadın çıkıyor ve saçında da kıpkırmızı kirazlı bir taç...."
***
Pepi'nin doğum gününden ayrılan Harun'a, eve dönüş yolunda Yakup'tan mesaj geldi: "Kardeşim işin yoksa bu akşam bana gelsene".... "Tamam" diye yanıtladı Harun... Ama önce mektubu bitirmeliydi...
***
Sevgili Bay Z;
Betül'le iki saat kadar daha oturduk... İki saatin sonunda, Betül'le sohbetimiz onun çalan telefonuyla yarıda kesildi, arayan kariyerli sevgilisiydi, işlerini bitirmiş ve buluşalım demişti, mutluluktan uçmak üzereydi Betül... kalkarken: "Beni seviyor değil mi? Seviyor, seviyor... Kesinlikle seviyor, göreceksin bak o beni kullanıp atmayacak, bana evlenme teklif edecek" diye sayıklıyordu. Çantasını toparladı ve giderken suit deri çizmelerini, rimelli kirpiklerini çocukca bir telaş kaplamıştı Betül'ün... Ve yaklaşık on metre kadar uzaklaştıktan sonra, soru dolu bakışlarla geri döndü. "Sahi, şu adam, niye herkese sakız dağıtıyordu?" diye sordu. "Nihat amca'yı soruyorsun?" dedim ona... "iki sene önce ölen eşi, damla sakızı çok severdi, o da bu yüzden neredeyse iki günde bir herkese sakız dağıtır" dedim. 
İşte Bay Z, Betül'ün hikayesi de böyle... Keşke herkes, Nihat amca gibi sevebilse değil mi?
Seni seven Şenay...
***
Şenay'ın mektubundan sonra aklında yine aynı sorularla Yakup'un yanına çıktı Harun: "Dördüncü mektubu nasıl çalacağım?"
Gözlerinde güneş gözlüğüyle karşıladı Harun'u kapıda Yakup: "Vay bilader, kusura bakma gözlerim ağrıyor, o yüzden güneş gözlüğü taktım. Gel balkona geçelim" Balkona geçtiklerinde küçük sehpanın üstünde, silah ve yanında da bir kadeh şarap vardı. "Bu ne" dedi şaşırarak Harun.



"Silah ve şarap biladerim" dedi Yakup ve elini silaha götürdü "gözlerim ağrıyor biladerim..." diye devam etti ve "İttihat ve Terakki ne yaparmış kanka, yamuk adamları 'tak' 'tak' indirirmiş..."

Yazan: Güney SOLAK


Figen ( 4. Mektup ) 

-------------------------------------

önceki bölüm: Hande ( 2.mektup ) 




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder