Yakup'la namlunun ucundaki diyalog
"Gözlerim ağrıyor biladerim" dedi Yakup. "Bu yüzden taktım güneş gözlüğümü..." ve devam etti: "Ve artık konuşamıyorum; öyle ki, yudumladığım şarap, dilimin ucunda ağır tonajlı gemiler kadar büyümüş sözleri hafifletmiyor."
Dördüncü kattaki evin balkonunda, ortalarında duran sehpada şarap ve silah, iki kafadarın sohbetine eşlik ediyordu. Yakup bir yandan konuşuyor, bir yandan da balkondan dışarıyı seyrediyordu.
"İttihat ve Terakki diyordum biladerim, yamuk adamları 'tak' 'tak' indiriyormuş..." dedi ve gözlerini kapatıp, parmaklarıyla başını ovalamaya başladı "kusura bakma biladerim, şaraptan evvel, yedi tane bira devirdim sarhoş olamadım, ama fena baş ağrısı yaptı... "
"Bira öyle be kanka, ya helaya götürür ya da baş ağrısı yapar..." dedi Harun, arka tarafta duran, boş bira şişelerine bakarken... Yakup, sağ elinin baş parmağı ve işaret parmağını birleştirip yüzük işareti yaparak devam etti. "Var mı baba bizde o büzük? İttihatçılar gibi yapabiliyor muyuz?" "Öyle... Haklısın" "Bakma... Herkes halinden memnun biladerim... Bize, vakti zamanında, dünyayı değiştirmek istediğini söyleyen insanlar da memnun, kurumlar da... " "Aynen öyle kanka" dedi, Harun, elindeki kadehi masaya koyarak ve devam etti: " Ve zamanında, peşinden koştuklarımızın, günü geldiğinde villada oturduklarını, kaybedecek çok şeyleri olduklarını öğrendik" "Yaa... Yaa..." dedi Yakup, "Ben yıllardır mühendisim, villam var mı? Ya sen? Dershanede öğretmenlik yaparak villa sahibi olabilir misin?" Şarap etkisini göstermiş, Yakup'un çakırkeyfliği artmıştı; balkondan sarkıttığı kolunu kaldırarak, işaret parmağıyla karşı apartmandaki bir adamı gösterdi. "Ama boşver biladerim hepimiz memnunuz, hatta o da memnun.." sonra parmağını çevirip bir başkasını gösterdi " O da... Hatta bu da... Şu da...."
Oturduğu sandalyede kıpırdanıp, başını balkondan aşağı sarkıttıktan sonra: " Bak geçen adamı görüyor musun?" dedi. "Evet..." " İşte, bu pezevenk hepsinden daha memnun.." "Niye.." "Bankerlikten cebini doldururken zamanında az kişinin canını yakmadı; zor durumlarından faydalanıp elinden, evini, barkını aldığı insanları ben biliyorum..." Harun, şarap kadehinden bir yudum aldıktan sonra "Vay anasını..." dedi. Küçük esmer yüzüne göre büyük olan güneş gözlüğüyle Yakup, devam etti. "Ve şimdi, otopark işine girmiş, kendi çapında mafyacılık oynuyor" Harun, kadehleri tazelemek için şarap şişesine uzanırken, Yakup sehpanın duran silahın üzerinde, parmaklarını hafifçe gezdirerek devam etti: "Ve kanka yine şu aşağıda gördüğün, yiye yiye domuz gibi olmuş amatör mafya yüzünden, bizim komşumuzun kızı, ameliyatını olamayıp koltuk değneğine muhtaç kaldı." Yutkundu Harun, "Nasıl yani?" dedi. Yakup: "Boşver kanka, çok içkiliyim, hiç girmeyim o konulara, dediğim gibi, artık dilimin ucundaki sözcükler, dışarıda son savaşını verecek bir ordu gibi sırada bekliyor" dedi ve az önce parmaklarıyla okşadığı silahı kavrayıp, aşağıda Jeep'ine binmek üzere olan adama doğrultup nişan aldı.
Harun şaşkına dönmüştü: "Dur n'apıyorsun?" Yakup vücut salonunda genişlettiği omuzlarını bolkonun demirlerine yaslayıp, elinin ucundaki silahla hedefe kitlenmişti: "Yapmamız gerekeni yapıyorum kanka; tıpkı İttihat Terakki gibi..."
Harun aşağıdaki adama baktı; adam her şeyden habersiz Jeep'inin arka kapısını açıp eşyalarını koyuyordu ki Harun, tekrar Yakup'a baktı, pozisyonunu değiştirmemiş, ateş etmek için uygun anı kolluyordu. Harun, son çare olarak, umutsuzca: "Yakup yapma, indir o silahı!" dedi, ama nafile... Eli titremesin diye nefesini tuttu Yakup, Harun ise, birazdan patlayacak silahı ve aşağıda kanlar içinde yere yığılacak adamı hayal edebiliyordu... Az sonra her şey olup bitecekti, gözlerini kapattı ve içinden geri sayım başlattı: "3,2,1 ve..." "çıt...."
"BOOOM" değil evet, "çıt" Yakup sadece tetik düşürmüştü, yaslandığı balkon demirlerinin üzerinden kalkıp, doğruldu ve elindeki silahı masanın üzerine koydu. "Korkma kanka silah şimdilik boş.... Dedim ya.... Gözlerim feci şekilde ağrıyor... Hadi, uçuruma gidelim."
Harun, uçuruma gitmek için ayağa kalkarken, sehpanın üzerinde öylesine duran silaha baktı ve "artık meseleye dahil oldu, elbet bir yerlerde patlar" dedi...
***
Akvaryumda boğulan sevgi
Ertesi gün, Harun, Şenay'ın dördüncü mektubunu nasıl çalacağını kukumav kuşu gibi düşünürken aynı saatlerde Naldöken Reşat Çallı Ortaokulu'nun rehberlik odasında, Arin ve Artun hoca koyu bir sohbete dalmışlardı.
"N'oldu bu sekizinci sınıflardan Kamber ile Yusuf'un mevzusu" dedi Artun. Arin, bilgisayardan bir müzik açmaya çalışırken cevapladı: "Disiplin kurulu haklarında tutanak tutacak galiba ama ben Kamber'i bu mevzuda korumaya çalışıyorum" "Özellikle Kamber'i niye korumaya çalışıyorsun?" Arin, elindeki cay bardağından bir yudum aldıktan sonra: "Kamber biliyorsun gariban çocuk, en son ayağındaki ayakkabıyı bile okula toplanan bağışlardan aldık; Yusuf ise buranın en zengin ailelerinden birisinin çocuğu, n'apıyorsa şımarıklığından yapıyor, okulda sataşmadığı çocuk kalmamış, en son bir kıza dadanmış" dedi. "Kıza niye bulaşmış?" diye sordu Artun. "Yusuf, bundan hoşlanıyor muymuş ne! Kız da buna yüz vermiyormuş galiba... Sonra bir akşam Yusuf, face'ten bu kıza abuk sabuk bir şeyler yazmış, kız da bunu, face'den silmiş..."
Artun hikayenin sonunu anlamıştı: "Hımm, bunun üzerine Yusuf da kıza okulda sataştı" "Aynen, Kamber de biliyorsun, saftır, kızı ağlarken görünce Yusuf'a dalmış..." "Evet haklısın Kamber'in ceza almaması iyi olur..." dedi Harun saatine bakarken, ders zili çalmak üzereydi, ayağa kalktı ve odadan çıkarken devam etti: " Olur böyle şeyler ya... Bunlar daha ergen, sevecekler, kavga edecekler.." Arin güldü. "Niyeymiş Artun Hocam, sevmek sadece ergenlere mi mahsus?"
Kapının eşiğindeydi Artun, düşünceli bir şekilde baktı koridora, kısa bir suskunluktan sonra: "Valla seni bilmem Arin'im; ama galiba ben sevme yeteneğimi kaybettim"
***
Artun, derse gitmek için Arin'in odasından çıkarken, ön bahçede nöbet tutan Okan, kendisine doğru elinde resimle koştura koştura gelen beşinci sınıf öğrencisi Songül'ü gördü: "Hocam, ödevimi bitirdim nasıl olmuş mu?"
Okan, elindeki resime baktı, bir akvaryumun içinde iki balık ve akvaryumun dibine çizilmiş ne olduğu anlaşılmayan şeyler vardı. Okan, "Bu büyük iri balık...." diyordu ki, Songül, "O anne balık, diğeri de çocuk..." deyince, Okan söyleyeceği şeyi değiştirdi; zira değiştirmeseydi, normalde, büyük balığın yüzgeçlerinin ve kuyruğunun orantısız çizildiğini söyleyecekti. "Peki baba balık yok mu, onu niye çizmedin?" "O yok, dışarda eve gelmedi hocam, çizmedim" Okan resme biraz daha dikkatli baktı, Songül, iki elinin parmaklarını birbirine kenetlemiş, durduğu yerde bir sağa bir sola sallanıyordu, "Peki bu akvaryumun suyu niye böyle az ?" "Balıklar ağlayacak, akvaryum gözyaşlarıyla dolacak hocam, balıkların ağlaması lazım" Okan gözlerini resimden ayırdı, Songül'e çevirdi, bir süre sessizce baktı.
Songül incecik, zayıf bacaklarının üzerinde bir sağa bir sola sallanıyordu. Okan tekrar resme bakıp sordu: "Peki, bu akvaryumun dibindeki şeyler ne Songül?" "O ilaç torbası hocam, çizemedim" Okan ne diyeceğini bilemedi, Songül'ün ilaç torbası dediği şeye baktı: "Hımm, kimin ilaçları bunlar?" diye sordu. Songül ise bu sorunun gelmesini bekliyormuş gibi hemen başladı cevaplamaya: "Anne balığın bir de çocuk balığın, çocuk balığın sarı, yeşil bir de kırmızı hapları var. Ama anne balığın hapları daha büyük, bir de anne balığın hapları acı ve beyaz... Anne balık, onları içince hep uyuyor içmeyince de ağlıyor, anne balık ağlayınca akvaryum daha çabuk doluyor... Baba balığın, yüzgeçleri yok ama baba balığın gölgesi büyük ve uzun, onu da çizemedim, baba balığın gölgesini çizemedim... bi de baba balık akvaryumun suyu azalınca hep gidiyor."
***
Figen'den Kalan...
Sevgili Bay Z;
"Benden geriye ne kalan ne ?" diye, bir düşündüm de, sanırım salı günleri ve saat 22.30 dışında hiçbir şey... Yaşamamı sağlayan yalnızca bu ikisi Bay Z... Hayat benim için yerine getirilmesi gereken ağır bir ödev sadece bayım.... Ve Godot bile bazen, benden artık sıkıldığından olsa gerek, sanki bu ödevi biran önce yerine getirip çekip gitmemi ister gibi bakıyor bana...
N'olur bayım, Godot gibi sen de sıkılma benden.... Zira benim tek bir lüksüm var bu dünya denilen hapisanede; o da iki fincan kahve eşliğinde seninle sohbet etmek...
Babaannemin, bana bakarken o yaşlı gözleriyle bana mısın demeden ince ince işlediği danteller gibi işliyorum ben bu mektupları... Uslu durmayıp, yaramazlık yaptğımda "azıcık denk dur cimcime, bak çeyizine koyacam bu dantelleri" derdi ya, işte ben de belki olur da bir gün sen okursun diye ince ince işliyorum bu mektupları bayım.
Biliyorum bayım, benimkisi zavallıca bir şey, zira mutsuzuluğmun gayr-i resmi tarihini iki damla mürekkebe sığdırmaya çalışıyorum ama anla ben tepetaklak oldum; zamanın en lanetli gölgesi var üstümde ve adı ölümle anılan bir dönence...
Ama yine de Figen gibi olabilseydim keşke diyorum; yani her şeye rağmen, umud edebilmek, hayatı sevebilmek, vazgeçmemek....Ben sana tutundum; ama Figen hayata tutunmuş... Ve onu ilk gördüğümde; belli ki çok güzel bir kadınmış; ama bir şey olmuş ve çökmüş dedim kendi kendime...
Sonra kolundaki, bağrındaki sigara ve faça izleri dikkatimi çekti, merak ettim hem de çok!... Ama neyse ki o da tıpkı öncekiler gibi filtre kahve eşliğinde anlattı bana her şeyi...
İçerden yeni çıkmış Figen... "Son çarem onu öldürmekti; öldüremedim ama yine de kurtuldum" dedi ve anlatmaya devam etti: "Ömrümden 5 yıl gitti, olsun kayıptan saymıyorum, 5 yıl sonunda yeniden doğmuş gibiyim." Figen için aslında vakti zamanında her şey bitmiş Bay Z, dünya koca bir hapisaneymiş onun için... Ama yaşadıklarından sonra 5 yıl içeride yatmak ona koymamış... Şimdi hayata yeniden başlamak istiyor, üniversiteye kaldığı yerden devam etmek.... Birini severse onunla evlenmek ve çocuk yapmak, bir insan yetiştirmek istiyormuş ama tabi ki ardına hiç bakmadan.... Sahi Bay Z, 'ardına hiç bakmadan" ne güzel bir söz değil mi....
Figen bana hikayesini anlatırken kotu dikkatimi çekti; tahmin ettiğim gibiydi bacakları da faça ve izmarit izleriyle doluydu.... "Evlenirken, kocamı öldürmek isteyeceğimi hiç düşünmezdim" dedi. "Ben üniversite birinci sınıftayken o son sınıftaydı ve üniversitenin futbol takımının kalecisiydi; tahmin edeceğin gibi çok popüler bir adamdı, geniş omuzları, atletik yapısı ve karizmasıyla çoğu genç kadının, hep etrafında olduğu bir adamdı" sözünü kesip "yani bilindik bir hikaye....ilk günler çok mutluydunuz" dedim ona... "Aynen öyle, çok güzel araba kullanıyordu, dudakları çok güzeldi, ben güzel öpüşen erkekleri severim" "peki evlenmeden önce, onun bu kadar kıskanç olduğunu fark etmedin mi?" "fark ettim ama o kadar aşıktım ki onun beni kıskanması çok hoşuma gidiyordu; ama cicim ayları bitip te evlendikten sonra hayatım biran da kabusa döndü"
Maziyi anlatmak çok zordu Figen için ama onunla olan röportajımız bir kere başlamıştı; "Peki evlendikten sonra ilk başta neler oldu?" diye sordum.
"Onsuz dışarı çıkmamı istememeye başladı, erkeklerle görüşmemi istemiyordu; değişir diye düşündüm, uzun bir süre sesimi çıkartmadım; facebook'umu kapattım mesela, o kızar diye okula gittiğimde hiçbir erkekle konuşmuyordum."
"Peki bu tavizler ona yetmedi mi?"
"Hayır, bir süre sonra en yakın kadın arkadaşlarımla bile görüşmeme kızar oldu, okula giremez, derslere giremez oldum."
"N'apıyordu, okula gittiğinde kızıyor muydu sana?"
"Rezillik çıkartıyordu, zaten okul takımının taraftar grubundan birilerini takmıştı peşime, bir keresinde okulu bastı, arkadaşlarla oturuyorduk geldi, yanımızda oturan bir erkek arkadaşa sorgusuz sualsiz tekme, tokat daldı. Zaten o olaydan sonra, bir süre okula ara vermeye karar verdim. Belki düzelir, bir süre sonra onu ikna eder okula geri dönerim diye düşündüm ama nafile..."
"Peki boşanmayı düşünmedin mi?"
"Çok düşündüm, ama korkuyordum çünkü günler geçtikçe psikopata bağladı, hiç dışarı çıkmadığım halde benim birileriyle ilişkim olduğunu düşünüp, ondan gizli gizli başkalarıyla seviştiğimi zannediyordu."
"Nasıl yani?"
"Evet, bazen evin önünde gizlice bekliyordu, komşular söylüyordu, eve giren çıkan var mı yok mu diye kontrol ediyordu. Hatta bir gün dudağımın kenarında yara çıkmıştı da 'bu dudağı kime ısırttırdın' diye beni yarım saat dövmüştü...."
"Sapıkmış anlaşılan"
"Zaten bana olan hıncını yatakta almaya başlamıştı, artık sevişme tarzımız değişmişti, bana yatakta işkence yapmak hoşuna gidiyordu; aynı şekilde benim de ona işkence yapmamı istiyordu; önce ot içip kendimizden geçiyorduk ve sonra jiletliyorduk birbirimizi, yatak kan içinde kalıyordu, ardından jiletlenen yerlerin üstünde sigara söndürüyorduk... Ben zaten sadece acı çekiyordum, orgazm olmuyordum ama o her tarafı kan içinde kalmadan boşalamıyordu... Bazen saçımdan tutup sürüklüyordu beni, kemeriyle kırbaçlıyordu, kırbaçlarken kendinden geçip 'benden başkasıyla yattın mı orospu!' diye bağırıyordu"
"Ve bu yüzden sen de onu öldürmeden kurtulamayacağını düşündün"
"Aynen öyle, artık kurtulmayı da değil sadece onu öldürmek istiyordum; sonunda ölsem bile onu öldürmeliydim... Ve onu öldürebileceğim tek yer yatakta sevişme anıydı... Başka alternatifim yoktu; aksi takdirde başarısız olmam yüksek ihtimaldi.... Planımı iyice yaptıktan sonra harekete geçtim.... O gelmeden; çok sevdiği muzlu pastadan yaptım... Sonra gece yatakta uzun uzun uğraştıktan sonra onu azdırmayı başardım, her zamanki gibi cigaralarımızı içtik, ikimizin de kafa bir milyon olmuştu.... pastayı getirdim ve ona: "önce senin muzunu emdikten sonra, ardından bu pastanın muzunu yiyeceğim" dedim kudurmuştu! Çünkü uzun zamandır ilk defa onunla sevişirken, onu istediğimi fark ediyordu.... Tecavüz edilir gibi ya da görevini yerine getiren bir orospu gibi değil, ona hasret kalmış bir kadın sevişiyordum onunla... Her neyse en sevdiği pozisyona geçip üstüne çıktım.... Zevkten çıldırıyordu, defalarca jiletledik birbirimizi, kan içinde kaldık..... Sonra ona bakıp "en güzel yerine geldik" dedim.... Ve çatalın ucundaki pastayı bütün vücuduna yaymaya başladım, bir yandan vücudundaki pastanın kremasını yalıyor, onu kendinden geçiriyor, diğer yandan da çatalla diğer dilimleri alıp vücuduna sürmeye devam ediyordum. Ve sonra.... Tam hesap ettiğim anda yani tam o boşalırken çatalı sapladım, boğazına denk getirecektim ama.... "
"Ama olmadı...."
"Olmadı, göğsüne geldi, yaralı kurtuldu... Sonrası malum, öldürmeye teşebbüsten içeride yattım..."
***
Mektubun sonuna geldiğinde irkildi Harun... Korku doluydu; çünkü şimdiye kadar okuduğu mektuplardan sonra çok önemli bir şey fark etmişti!
Yazan: Güney SOLAK
önceki bölüm: Betül ( 3.mektup )
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder